Şifanur
Gülistan
Üç Mescid
ANASAYFA FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ANKETLER ARŞİV İLETİŞİM PAYLAŞIM

BİR AYET - BİR HADİS

BİR AYET 

Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdir.(Bakara Suresi - 284)

   BİR HADİS

"Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir." (bk. Buhârî, Fadlı Salati Mescidi Mekke, 5; Müslim, Hac, 92; Müsned, 2/36, 236, 450, 534; 4/41)

 
Mersin (İçel)'in Neyi Meşhur?

Mersin (İçel)'in Neyi Meşhur?

07 - Nisan - 2014, 22:45

Kız Kalesi , Çamlıyayla,Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu, ,Turunçgil ve Seracılık Üretimi, Göksu Nehri, Sertavul Geçidi, Tarsus Şelalesi,Tantuni

Kız Kalesi
Erdemli Korikos sahil kalesinin 200 m. açığındaki küçük adacık üzerindeki kaleye Kız Kalesi denir.
Büyük bölümü ayakta olan Kızkalesinin kuzey ve güney uçları sekiz kuleyle korunmuştur. Kalenin dış çevre uzunluğu 192 m. dir. Kızkalesi ile sahildeki kale denizden bir yolla bağlanmış, denizden gelecek saldırılara karşı önlem alınmıştı. Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından 1448 yılında onarılan Kızkalesi bugün İçel turizminin sembolü haline gelmiştir.



Çamlıyayla

Çamlıyayla, Mersin ilinin Toroslardaki bir ilçesidir. Halk arasındaki diğer bir adı Namrun'dur. Merkez nüfusu kışın 5-6 bin, yazın ise 70-80 bin arasında değişir.

Yaylalık bir alan olduğu için yazın çok hareketlidir.Adana, Mersin ve Tarsus'un yerlileri yaylaya buraya çıkarlar. Tarsus'tan ayrılarak 1991'de ilçe olmuştur. Doğası ve çamlıklarıyla ünlüdür. 2700 metredeki Çiniligöl ve Yazıgöl, baştepe,Cehennemdere kadıncık ırmağı ve daha birçok yeri görmeye değerdir. Ana ardıç da bu ilçededir. bandırma karsambaç ve iğne oyasıyla ünlüdür. Çamlıyayla da ayrıca türkiyede ender bulunan patentli yerli domates yetiştirilmektedir

İlçede, yaz aylarında yayla turizmine yönelik hareketlenmeler görülür. Çevre il ve ilçelerden gelen yerli ve yabancı turistler ile yayla evlerine göç eden vatandaşlar, yaz aylarını burada geçirmektedirler. Yazı ilçede geçiren vatandaşların yaptırdıkları yayla evleri geleneksel Türk evlerinin güzel birer örneğidir. Bunların büyük bir kısmı kış aylarında kapalıdır, yerli halkın oturduğu evlerse yaz kış kullanılmaktadır.

Namrun kalesi ve Sinap kalesi ilçenin eski tarihlerden kalan kaleleridir. Namrun Kalesi: Ilçe merkezinin kuzeyinde ve en yüksek yerinde bulunan, asırlarca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan tarihi Namrun Kalesi 1045 yılında, bölgeyi dışarıdan gelebilecek tehlikelerden koruyabilmek maksadıyla savunma kalesi olarak yapılmıştır. Cehennemdere Cocakdere yaban keçisi koruma ve üretme sahası olarak ayrılmıştır. Çamlıyayla’da bir de Yaban Keçisi Üretme Yeri kurulmuştur. Cehennemdere avlağı, 1989 yılından itibaren yerli ve yabancı av turizmine de açılmıştır. Yörede yaban domuzu,tavşan,keklik ve yırtıcı kuşlardan kartal bulunmaktadır. Ayrıca Cehennemdere Irmağı boyunca da alabalık avlanmaktadır. Çamlıyayla ayrıca trekking, dağ ve su sporları için zengin bir bölgedir



Cennet ve Cehennem Obrukları
Cennet Obruğu; Bir yeraltı deresinin yolaçtığı kimyasal erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiş büyük bir çukurdur. Elips biçimindeki ağız kısmı çapları 250 m ve 110 m olup derinliği 70 metredir. Çökük tabanının güney ucunda 200 m uzunluğunda ve en derin noktası 135 m olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında küçük bir kilise vardır. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık kitabede, bu kilisenin V. yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana'ya ithafen yaptırılmış olduğu yazılmaktadır. Cennet çöküğünün içine her biri oldukça geniş 452 basamaklı taş bir merdivenle inilir. Kiliseye 300. basamakta varılır. Kiliseden sonraki mağaranın bitim noktasında mitolojik bir yeraltı deresinin sesi duyulur.
Cehennem Çukuru; Cennet çöküğünün 75 m. kuzeyindeki Cehennem çukuru da Cennet çöküğü gibi oluşmuştur. Ağız çember çapları 50 m ve 75 m, derinliği 128 metredir. Kenarları içbükey olduğu için içerisine inmek mümkün olmamaktadır. Mitolojiye göre; Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon'u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı'nın altına sonsuza dek kapatmadan önce bir süre Cehennem çukurunda hapsetmiştir.



Silifke Yoğurdu

Yoğurt dünyanın hemen her yerinde bilinen ve tüketilen bir gıdadır. Kökenine ilişkin çeşitli öyküler olmakla birlikte, yoğurdun ilk kez Anadolu’da ortaya çıktığı söylene gelir. Koyun, keçi, inek ve manda sütünden yoğurt yapılmaktadır. Tat ve koku verici maddeler eklendiği gibi, taze meyve ve sebzelerle de yenebilir. İnce kesilmiş salatalık ve baharatla yapılan yoğurt salatasına, Hindistan’da raita, ülkemiz ve Ortadoğu ülkelerinde cacık denir.

Yeni dünya Amerika’da yaklaşık 50 yıl önce, Avrupa’da da 20 yy başlarında itibaren bilinen ve yapılmaya başlanan yoğurdun, bin yıl önce Türk illerinde yapıldığı ve yendiği bilinmektedir. Bin yıl önce Balasagunlu Hacip ve Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmış olan Kutadgu Bilig ve Divan-ü Lugati’t-Türk adlı yapıtlarda bugünkü anlamda yoğurda rastlanılmaktadır.

Fransa kralı 1. Fransuva’ya tedavi amacıyla yoğurt, 16. yy Türkler tarafında götürülmüş. O yıllarda Fransa’da yoğurt ilaç olarak tanınmış. Yoğurdun geniş çapta yayılması ve Türk sınırlarını aşması 20. yy başlarında olmuştur. Yaygın bir söylenceye göre, Anadolu’da yoğurdun yapılışı Hıdırellez günü bir genç kız kırlarda çiy toplarken duyduğu bir ses, bunlara süte katarsa dertlere deva bir yiyecek elde edeceğini söyler. Kız çiyi süte katıp yoğurt yapar. Anadolu’nun bazı yörelerinde bugünde bu biçimde yoğurt yapıldığı bilinmektedir.

* * *
Bu kentin dışında çok sık karşılaştığınız sorulardan birisi de “Silifke Yoğurdu” üzerinedir. Şöyle söylerler; Silifke’ye geldik, “Silifke Yoğurdu” aradık, bulamadık. Arayıp ta bulamadıkları “Silifke

Yoğurdu”’nun özellikleri nelerdir?

Üstüne türküler derleyip, halk oyunları oynadığımız “Silifke Yoğurdu”, bundan 40-50 yıl önce, kasaba çarşısına özellikle pazartesi ve cuma günleri (bugünler de Pazar kurulduğundan, kasaba daha kalabalık olurdu, hala da öyle) dağ köylerinden tuluk yoğurdu, ova ve Becili yöresinden çingil ve çömlek yoğurdu gelirdi. Tuluk yoğurtları bocut’la(maşrapa) köprü başında ve Tevekkül Sultan yanında ve Kitapçı Hasan Ağa’nın dükkanının önünde satılırdı. Çömlek ve çingil yoğurtları ise bugünkü Ziraat Bankası yerinde bulunan iki katlı PTT binasının karşısındaki kaldırım üzerinde sergilenerek, pazarlanırdı.

Çarşı-pazara gelen yoğurt davar(Keçi) sütünden yapılırdı. Torosların eteklerinde yayılan keçiler, alçak kesimlerde kesme, sakızlık filizi (Kömürtlek), Piynar, Kördiken, harap Zeytin ile Harnup (Keçi boynuzu), yüksek kesimlerde (1400-1500m.) ise Karamık ve İt burnu (Kuşburnu) ile beslenirdi. Keçiler, baharda yeşil ot yediğinden bu sütten yapılan yoğurt cıvık, zamanla kuruyan otlarla beslenen keçi sütünden yapılan yoğurt ise daha kıvamlı olurdu. Küçük baş hayvanlar (Koyun-Keçi) yavruladıktan sonra elde edilen sütten yapılan yoğurt ala sulu olur, buna da ağız denir. Silifke Yoğurdu, “akar” yoğurttur. Torosların kirlenmemiş doğasında yetişen yüzlerce çiçek, filiz ve otla beslenen keçilerin sütüyle yapılması, sütün süt çilisi(kap) ile pişirilmesi, pişirilme sırasında kabaran süt köpüklerinin sürekli savrulması, süt’e hiçbir kültür(katkı maddesi)’ün katılmaması, serçe parmağını yakmayacak bir ısıda maya atılması ve özellikle tulukta pazarlanması, Silifke Yoğurdunun önemli özellikleridir, diyebiliriz…

Geçmişten günümüze “Silifke Yoğurdu” yüzyıllardır sürüp gelen Yörük-Türkmen yaşamının, sosyo-ekonomik ve doğa koşullarının sonucu bir üretim biçimi olmuştur. Günümüzde bu tip yoğurt üretimi, “Kültür Haftaları” vb. etkinlikler içinde görülmektedir. Bilindiği gibi keçi sütü, diğer sütlere göre yağ oranı (kolesterol) en düşük olan süt türüdür. Bu nedenle keçi sütüne bağlı ürünler daha az yağlıdır, diyebiliriz. Kimi girişimcilerin gelecekte bin yılın geleneği bu özgün yoğurt üretim biçimi olan “Silifke Yoğurdu”’nu daha sağlıklı ortamlarda halkın tüketimine sunacaklarını umuyoruz. Bu yönde çaba harcayacaklara şimdiden başarılar diliyoruz…

Lezzetiyle ile türkülerde bile kendine yer bulan meşhur “Silifke yoğurdu”, ilçede marka değeri taşıyacak yoğurt üretim tesisi bulunmaması nedeniyle, ticari hayatta adından söz ettiremiyor.

Yaz aylarına nüfusu 500 bine ulaşan Mersin’in Silifke ilçesi Belediye Başkanı Bayram Ali Öngel, yüzlerce yıllık geçmişe sahip olan ilçenin eskiden “Yörük diyarı” olarak anıldığını, bu sayede de yoğurduyla markalaştığını söyledi.

Yörük yaşamında hayvancılığın, buna bağlı olarak da süt ve süt ürünlerinin en büyük gelir kaynağı olduğunu anlatan Öngel, “Geçmişte sayıları on binlerle anılan Yörüklerin buluşma noktası olan Silifke’de insanlar, zengin bitki örtüsüne sahip Toroslar’da gezdirdikleri hayvanlarından elde ettikleri sütleri ve bunlardan ürettikleri yoğurtları ilçemizdeki pazarlarda satarlarmış. Buraya gelip giden insanlar ise, ilçenin adına adeta yoğurtla özdeşleştirmiş” dedi.İlçedeki bu özelliğin ozanlar tarafından da ilgiyle takip edildiğini dile getiren Öngel, şöyle devam etti:

“Yoğurdun lezzetine hayran kalıp, yoğurdu satan güzel Yörük kızlarını gören ozanlar, ‘Silifke’nin yoğurdu, kız seni kimler doğurdu?’ diye başlayan mısraları kaleme almış. Bu mısralar ise zaman içerisinde türküye dönüşmüş. Bugün baktığımız zaman Silifke ismi yoğurduyla herkesin dilinde. Ama, ilçemizde tek bir yoğurt üretim tesisi bile yok. Sadece münferit şekilde evlerinde üretim yapan ve çevredekilere satış yapan bazı küçük girişimcimiz var. Oysa ki, bu kadar büyük bir markaya çok büyük yatırımlar lazım.”

Göksu Nehri

Mersin ilinin en önemli akarsuyu olup iki kol halinde Orta Toroslar'dan doğar. Güney kolu Geyik dağlarından, diğer kol ise Haydar dağlarından kaynaklanır. Bu iki kol Mut ilçesinin güneyinde birleştikten sonra Göksu adını alır. Uzunluğu yaklaşık 260 km. olan Göksu nehri, Taşucu ve Silifke arasında bir delta yaparak Akdeniz'e dökülür. Yaban hayatı açısından çok zengin olan Göksu deltası "Uluslararası Kuşları Koruma Derneği Konseyi" (ICBP) tarafından Avrupa ve Ortadoğu'nun önemli kuş cennetlerinden biri olarak değerlendirilmiştir. Göksu deltasında 300'den fazla kuş türü yaşamaktadır. Delta, özellikle saz horozu, yaz ördeği, flamingo, balıkçıl, pelikan, pas-baş, dalagan, angıt, turaç, mahmuzlu kız kuşu, uzun bacak batak kırlangıcı,İzmir yalıçapkını, arıkuşu, bıyıklı saz bülbülü, dikkuyruk ve ötleğen kuşlarının Türkiye'deki başlıca üreme alanıdır. Göksu deltası, ayrıca nesli tükenmekte olan deniz kaplumbağaları (Caretta caretta. Chelonias mydas) ile mavi yengeç (Callinectes sapidus) in dünya üzerindeki çok az kalan yumurtlama alanlarından biri olması nedeni ile de ayrı bir önem taşımaktadır. Göksu havzasındaki dağlarda yaban keçisi, yaban domuzu, keklik, tavşanyaşamaktadır. Dağ eteklerinde maki türünden defne, zakkum, fundalıklar yer alır. 500 m. yüksekliklerde sandal, sakız, teşbih, karaçalı ve pırnal, 1. 000 m. den sonra kızılçam ormanlıkları başlar.
PARKUR
Göksu nehri, bütün akarsu sporları için elverişli geniş bir nehir yatağına sahip olup, 1-2 zorluk derecesinde bir parkuru vardır. Genellikle yavaş akışlı bir nehir olması nedeniyle raftinge yeni başlayanların deneyim kazanmaları için son derece uygundur. Göksu Nehri'nin akarsu sporları için en elverişli parkur olarak
kuzeydeki Derinçay ile güneydeki Değirmendere köyleri arası önerilebilir. Bu parkurun uzunluğu yaklaşık 90 kilometredir. Parkurun başlangıç yeri olan Derinçay mevkiine Karaman-Silifke arasındaki karayolunun, Mut ilçesinin 3 km. kuzeyindeki yol ayrımından batıya yönelen karayolu üzerinden ulaşmak mümkündür. Çevresinde fazla uzun olmayan kanyonların da bulunduğu Kışlaköy ile 14 kilometrelik bölüm, bu parkurun en ilginç peyzajına sahiptir.Bu bölüm geçildikten sonra, parkurun Değirmendere köyü civarında bitirilmesi mümkündür.




Sertavul Geçidi

Sertavul Geçidi, İç Anadolu'yu Akdeniz'e bağlayan önemli geçitlerden biridir. 1650 rakımlı geçit kışları zor geçit verse de en yakın bağlantı geçitlerinden biridir. Toroslarda bulunur. Zirve Karaman ve Mersin il sınırı olarak paylaşılmaktadır. Karaman ili ve Mersin'în Silifke ilçesi arasında yer alır.

Çevresinde çeşitli konaklama, lezzetli yemek yeme, kaynak sularından içmek için uygun yerleri olan Sertavul Geçidi, Mersin'in İç Anadolu'ya açılan kapısıdır. Hava sıcaklığı oldukça düşüktür. Rakımın 1650 m. olduğunu düşünürsek, Akdeniz'e ulaşmadan önce serin bölge arayanlar için uygun bir konaklama bölgesidir.


Tarsus Şelalesi

Tarsus ilçe merkezinin kuzeyinde Berdan ( Kydnos ) Çayı üzerindedir. Berdan nehrinin bu bölümünde nehir suyu 4-5 metrelik bir yükseklikten dökülerek şelale meydana getirmektedir. Romalılar döneminde şelalenin bulunduğu alan nekropol ( mezarlık ) olarak kullanılmıştır.
Şelalenin bulunduğu alanda konalemera yapıya sahip kayalara oyularak yapılmış mezarlar nehrin akış yükseltisi altında ortaya çıkmasından sonra oldukça tahrip olmuş durumdadır.


Tantuni
Malzemeler 
1 kg. kuzu kuşbaşı
1 yemek kaşığı margarin
1 adet kuru soğan
2 adet yeşil soğan
2 adet domates
1 adet yeşil soğan
1 yemek kaşığı toz biber
1 tatlı kaşığı tuz

Yemeğin Tarifi  
Kuşbaşı etleri küçük küçük doğrayın. Yıkayıp, süzdükten sonra saca koyun, margarin ekleyin. Etler suyunu bırakıp, çekene kadar bekleyin. Kavrulmaya başlayınca devamlı karıştırarak kavurmaya devam edin. 1 yemek kaşığı toz biber atıp, ocağın altını kapatın. Etleri kenara alın. Saca yeşil soğan, kuru soğan, domates ve yeşil biber doğrayıp, kalan yağın içinde 5 dakika karıştırarak kavurun. Etleri tekrar saca koyup karıştırın. Pide ekmeklerinin içine koyarak servis yapın.



Anamur Muzu

Müge Karan ÖzcanYük. Zir. Müh.

Muz ülkemizde ilk defa 1750 yıllarında zengin bir aile tarafından süs bitkisi olarak, Mısır’dan ülkemize getirilmiştir. Meyve verdiğinin görülmesi üzerine, 1930′lu yıllardan sonra meyvesi için ticari amaçla yetiştirilmeye başlanmıştır. Tükiye’de muz üretimi yoğun olarak Akdeniz bölgesinin sınırlı mikroklima yerlerinde yapılmakta, bu yerlerin en başında ilçemiz yer almaktadır.

Anamur, Torosların eteklerine kurulmuş, Akdenize kıyısı olan emsalsiz bir tarım merkezidir. Bölgenin mikro klima bir iklime sahip olması bitki desenini daha da genişletmektedir. Büyük bir tarım etkinliği ve potansiyeli bulunan Anamur, ülkemizin en tipik subtropik bitkilerini ve örtüaltı ürünlerini yüksek kalitede yetiştiren bir yöremizdir. Anamur, çok eskiden beri Türkiye meyveciliğinde, muz yetiştiren bir yer olarak isim yapmış ve “Anamur muzu” halkımızın belleğine yerleşmiş, kalitesi ile ithal ürünlerle rekabet etmektedir. Anamur’da 1600 da açık, 18.600 da örtüaltı olmak üzere yaklaşık 20.200 da alanda muz üretilmektedir. Türkiye’nin yıllık muz tüketimi 400.000 tondur, 240.000 tonu ülkemizde üretilmektedir. Ülkemizin yıllık muz ihtiyacının üçte birini Anamur bölgesinde üretilen muz karşılamaktadır. Yörede yaklaşık olarak 250 adet olduğu tahmin edilen muz işleme ve pazarlama tesisi bulunmaktadır.

Muz üreticilerinin sorunlarından en önemlisi, sınır ticaretinde gümrüklerden giren kayıt dışı muz girişleridir.Her hangi bir kayda ve vergiye tabi olmayan kayıt dışı  muz girişleri piyasayı olumsuz yönde etkilemektedir.Bunun yanında gümrüklerden düşük fiyat beyan edilerek kayıt dışı girişlerde mevcuttur.

Muz üretimini ayakta tutan en önemli destek halen % 145,8 olarak uygulanan gümrük vergisidir.Bunun yanında muz ithalatında üretimin en yoğun olduğu Eylül-Mayıs arasındaki dönemde ihtiyaç duyulmamasına rağmen muz ithalatının yapılması piyasayı etkilemekte ve muzun pazarlamasına olumsuz etkide bulunmaktadır. Gümrük vergisi oranı aynen sürdürülmeli ve yerli üretimin en yoğun olduğu Eylül-Mayıs arasındaki dönemde muz ithalatı yapılmamalıdır.

Gümrük vergileri dışında şimdiye kadar hiçbir destek almadan yolarına devam eden yerli muz üreticilerine Ziraat Bankası  %5 faizli sübvansiyonlu krediler  sunarak tarıma gerekli katkıyı yapmayı amaçlamıştır.

ANAMUR MUZUNUN GENEL ÖZELLİKLERİ (CAVENDİSH GRUBU (AAA) )

Ticari muzların en bodur olanıdır. 2,5 – 3 metre boyunda olan bu muzun meyveleri ince kabuklu ve lezzetlidir. Çin kökenli olan bu muz ülkemizdeki en yaygın muz çeşididir.

Botanik Özellikleri
Kök
Muz kökleri toprak altında bulunan ve esas gövdeyi oluşturan yumrudan ve yumrunun daha çok üst taraflarından çıkar. Bu çıkış dörder adetlik gruplar halindedir. Muz kökleri 5- 8 mm. çapında ve uzunlukları boyunca aynı kalınlıktadırlar. Bu kökler yumrudan biraz uzaklaşınca kendilerinden daha ince yan kökler meydana getirirler. Bunlar da 4–5 mm. çapa ulaşır ve aynı kalınlıkta kalırlar. Kılcal kökler bu yan kökler üzerinde bulunur. Muz köklerinin dış kısmı koyu kahverengi, siyaha yakın, iç kısmı ise beyazımtrak krem rengindedir. Kılcal köklerin ise görünüşü beyazdır.

Muzda meydana gelen kök sayısı bitkinin sağlık durumuna bağlıdır. Bir yumru 200- 300 ve daha fazla kök meydana getirebilir. Ülkemizde kökler en fazla ilkbahar mevsiminde meydana gelir. Uygun şartlarda kökler, 5 m. yanlara ve 75 cm. derinliğe kadar gidebilir. Köklerin çoğunluğu 15- 40 cm. derinliktedir. Bununla birlikte 140 cm. derinliğe kadar inen köklere de rastlanmıştır. Muzun kökleri kısa ömürlüdür.

Gövde
Gerçek Gövde
Toprak altı gövdesi veya yumru da denir. Çok yıllıktır. Gerçek gövde aslında bir rizomdur. Yani toprak altındaki gövdedir. Yedek besin deposu görevini de görür. Kuru madde miktarı fazladır.

Yalancı Gövde
Buna toprak üstü gövdesi de denir. Yalancı gövde toprak üzerinde sanki yaprak saplarının birleşmesinden meydana gelmiş bir kütük gibidir. Bodur muzlarda gövdenin boyu 1,5- 2,25 m.ye kadar çıkar. Üst kısmında dört bir tarafa açılmış yapraklar bulunur. Yeni yapraklar gövdenin orta kısmından meydana gelirler. Yalancı gövde yeşilimtrak görünüşlü ve yaşlandıkça unumsu bir örtü ile kaplanır. Elle dokunulduğu zaman bu beyazlık ele bulaşır.

Yalancı gövde, yapraklarını tamamladıktan sonra meyve salkımını andıran bir tomurcuk (hevenk, dal) oluşturur. Bu olaya muz üreticileri "muz doğurdu" demektedirler. Tomurcuk olayı bir defa gerçekleşmekte ve daha sonra görevini bitirmektedir. Meyvesini vermiş olan yalancı gövde, muzun hasadından sonra, yanında bırakılacak olan fidenin beslenmesi için kesilmemeli, yerinde bırakılmalıdır. Sadece tepesinden (yaprakların ayrıldığı bölgeden) vurulmalı, kesilen kısım da toprakta organik gübre olarak bırakılmalıdır. Yerinde bırakılan yalancı gövde, yanındaki fideyi besleyecek, zaman içinde pörsüyerek, çökecektir. Bir sonraki onarma döneminde bu kısım toprak altına gömülerek, ayrışması hızlandırılarak, toprağın organik madde içeriğinin zenginleşmesi sağlanmalıdır.

Yapraklar

Muzun yaprakları ilk çıkışta boru şeklindedir. Sonra uç kısmı yavaş yavaş açılarak karakteristik muz yaprağını oluştururlar. Muzun yaprakları büyüktür. Yaprak uzunluğu 2 m. ve genişlik de genellikle 60–90 cm. olabilir. Yaprak sapı daralmış kanal görüntüsünde ve alt tarafı yuvarlaktır. Yaprak ayasında ortada toprağa bakan kısmı bükey, yukarı bakan kısmı ise yalancı gövdeye doğru oluklu bir ana damar vardır. Ana damara dike yakın bir açı ile ve birbirine paralel olan yan damarlarla bağlıdır. Bu yan damarların arası yaprak yüzeyini meydana getirir. Rüzgârlı havalarda bu yan damarlar ana damara kadar yırtılır ve yaprak dilim dilim olur. Yapraklar yeşil görünüşlü ve yaşlandıkça unumsu bir madde ile örtülürler. Yaprağın uç kısmında, yaprak ucu denen bir kısım vardır. Bu yaprak uzama olanakları ararken yaprak ayasının gideceği yolu açmak için kullanılan bir organdır. Yaprak oluşumu tamamlanınca düşer.

Yaprak üzerinde, damar aralarında, sapında ve kınında stoma dediğimiz gözenekler bulunur. Sap ve kında milimetrekarede 6-7 tane, ayada 160-170 tane stoma (gözenek) vardır. Ayanın alt kısmında üste göre 4-5 misli fazla stoma vardır.

Tomurcuk ve Çiçekler
Muzda tomurcuk, çiçekler ve meyve salkım şeklindedir. Meyve salkımının gelişmesi bir çok haftayı bulur. Ticari çeşitlerde bir yandan çiçekler topluluğu meydana gelirken, bunları örten mor renkli brahtelerin oluşturduğu konik kitle yere doğru eğilir. Çiçekler topluluğundan oluşan konik kitlenin aşağı doğru eğilmesi ve altındaki çiçek tomurcuklarının farklılaşma düzenine göre, eğilme olayından bir iki gün sonra brahteler kalkmaya, geriye doğru kıvrılarak kuruyup düşmeye başlarlar. Bu farklılaşma düzeni içinde meyve elleri   (taraklar) ortaya çıkar.

Bir fide büyüyüp bütün yaprakları açıldıktan sonra (ortalama 14–20 ay) topu andıran. Mor renkli yaprakçıkların (Brahte) örttüğü tomurcuk (muz çiçeği) meydana gelir. Tomurcuk hızlı büyür ve brahteler sırayla açılarak altlarında ikişerli sırayla (tarak) çiçekler görülür. Muz salkımlarında 3 çeşit çiçek bulunur. İlk açılan brahtelerin altlarında çıkan çiçekler dişi çiçek olup daha sonra muza dönüşürler. Dişi çiçeklerin muza dönüşmesi için döllenme olması gerekmez. Bu nedenle muzlara bu özelliklerinden dolayı partenokarpi denir. Kuruyan stigmalar hasada kadar dökülmeden meyve ucunda kalabilirler. Salkımdaki çiçek sayısı ne kadar fazla olursa, salkım ağırlığı da o kadar fazla olacaktır. Salkımdaki dişi çiçek sayısı sıcaklığa bağlı olup, sıcak aylarda artar, soğuk ve ılık aylarda azalır. 

Dişi çiçeklerin hemen altında çift organlı çiçekler bulunur. Bu çiçeklerden oluşan meyveler küçük ve kalitesizdir. Çift organlı çiçeklerin hemen altında ise erkek çiçekler bulunur. Bodur muzlarda erkek çiçekleri örten brahteler meyve sapına bağlı kalır ve genellikle açılmazlar.

Salkımdaki tarak sayısı kaynağı yalancı gövdede olan dişi çiçek sayısına bağlıdır. Dişi çiçek sayısı da sıcaklıkla ilgilidir. Dişi çiçeğin oluştuğu anda iklim ne kadar soğuk olursa tarak sayısı da o kadar az olur.  Parmak büyüklüğüne ise toprak verimliliği, kullanışlı su ve fotosentez derecesi gibi etmenler etkili olmaktadır.

Salkımların yetişme süresi: Haziran ayında çiçeklenen muzların hasadı en kısa 76 gün, en uzun ise 110 gün sonra olmuştur. Temmuz ayının ilk haftasında çiçeklenen muzlar ortalama 124 gün, son haftasında çiçeklenen muzlar ise ortalama 138 gün sonra hasat olgunluğuna gelmiştir. Ağustos ayının ilk haftasında oluşan çiçekler 27 aralık ile 18 ocak tarihleri arasında hasat olgunluğuna (ortalama 153 gün) erişmiştir. Bu süre ağustosun 2., 3. ve 4. Haftalarında oluşan çiçeklerde sıra ile 162, 164 ve 173 gün olmuştur. 

Ortalama 13 tarak yöre için optimal bir rakamdır. Diğer ülkelerde Musa cavendishii muzunun optimal tarak sayısı hakkında bir literatür bulunmamıştır.
Salkım başına ortalama 262–266 adet parmak sayısı tesbit edilmiştir.

Meyve

Meyve Gelişmesi
Taraklar üzerinde bulunan meyveler karşıdan bakıldığında sağdan sola doğru gelişirler ve çift sıralı, satranç şeklinde dizilmişlerdir. Bu nedenle gelişme devresi sonunda parmaklar 5 köşeli ve sağdaki meyveler daha iri olur. Her tarakta 10-26 parmak bulunur. İlk taraklarda parmak sayısı fazla ve meyveler iridir. Uca doğru gidildikçe meyveler sayıca azalır ve küçülürler.

Meyve Bileşimi ve Değişimi

Muz meyvesi % 70 oranında su, önemli miktarda karbonhidratlar ve az miktarda protein ve yağ içerir.  Olgun muz meyvesi şekerce zengindir ve kolay sindirilir. Çocukların beslenmesinde fazla kullanılır. Bağırsak bozukluklarında ve özellikle çocuklara verildiğinde içerdiği şekerler kolaylıkla ve hastalığı kötüleştirmeden sindirilir. Oysa diğer kaynaklardan gelen şekerler hastalığı şiddetlendirirler. Muz ayrıca karaciğer gelişmesi için de çok yararlıdır. Yapısında bulunan fenol aminler muzun sindiriminde olumlu durumu sağlayan bileşiklerdir. Bunlar mide salgısını azaltır ve düz kasları uyarırlar (Seratonin), damarları büzücü etki yaparlar.

Bu haber 14806 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

81 İLİMİZ

Manisa'nın Neyi Meşhur?

Manisa'nın  Neyi Meşhur? Sard Antik Kenti ,Mesir Macunu ,Spil Dağı Milli Parkı ,Üzüm ve Tütün Üretimi ,Soma’nın Linyiti ,Ağlayan Kaya, Murad...

Van'ın Neyi Meşhur?

Van'ın Neyi Meşhur? Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü ,Hoşap Kalesi, Muradiye ve Bendimahi Şelaleleri

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Web Sitemizi Beğendiniz mi?





Tüm Anketler

NAMAZ VAKTİ

Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.© 2010 www.sifanur.com