Şifanur
Gülistan
Üç Mescid
ANASAYFA FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ANKETLER ARŞİV İLETİŞİM PAYLAŞIM

BİR AYET - BİR HADİS

BİR AYET 

Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdir.(Bakara Suresi - 284)

   BİR HADİS

"Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir." (bk. Buhârî, Fadlı Salati Mescidi Mekke, 5; Müslim, Hac, 92; Müsned, 2/36, 236, 450, 534; 4/41)

 
Muğla'nın Neyi Meşhur?

Muğla'nın Neyi Meşhur?

26 - Ocak - 2014, 20:54

Kelebekler Vadisi , Bodrum Kalesi , Saklıkent Kanyonu ,Ölü Deniz , Milas Halıları , Marmaris Çam Balı , Sığla Ağacı ve Yağı

Kelebekler Vadisi

Kelebekler Vadisi, Muğla'nın Fethiye ilçesinde Ölüdeniz belde sınırları içerisinde bulunan doğal bir hazinedir.

Kelebekler vadisine Ölüdenizden bineceğiniz teknelerle ulaşılabiliyor ancak. Karadan yolu yok! Çünkü kelebekler vadisinin kara tarafı çetin ve yüksek bir vadi. Karayoluyla vadinin üstünden dolaşabiliyorsunuz. Vadinin üstünde birkaç küçük köy var. Vadinin manzarasının bu köylerden kuş bakışı izleyebilirsiniz. Buradan aşağıya vadiye inmek ancak dağcılara mahsus!

Vadiye ulaşmak için tekne turlarına katılmanız gerek. Ancak size tavsiyemiz, sabah erkenden oraya varmanız. Çünkü öğleye doğru tur tekneleri yanaşıyor ve sahili çok kalabalık ve denizi mazot kokulu oluyor ve yüzmek için açılmanız gerekebiliyor. Bunun dışında sahilden içeriye kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz. Bunun için ayakkabılarınızı terlik ve mayonuzu da yanınıza almayı unutmayın. zira yürüyüş ve tırmanış sonunda sizi küçük bir şelalenin altında sererinlemek ödülü bekliyor! Gerçi biz terliklerimizle oraya kadar gittik. Ama spor ayakkabınızın olması daha iyi. Bu arada şelaleye giderken pek çok kelebek de görebilirsiniz. Unutmadan hatırlatalım; sahilden içeriye yürüyebilmek için bir tarladan geçmeniz gerek. İşin ilginç yanı bu tarla özel mülk ve sahibi geçiş için para alıyor: 5 YTL. Adam oturduğu yerden turistlerden geçiş parası alıyor, ne ilginç!

Sahip olduğu endemik türler nedeniyle dünya mirası olarak korunması önerilmiş 100 dağdan biri olan Babadağ'ın eteklerinde bulunan Kelebekler Vadisi, 8 Şubat 1995'de 1. derecede doğal SİT ilan edilmiş ve her türlü yapılaşmaya kapatılmıştır. 350 metreye ulaşan sarp kayalık duvarlarla çevrili olan Vadi ismini, barındırdığı 80'den fazla kelebek türünden ve özellikle kaplan kelebeğinden almıştır. Kaynağı Faralya köyünde bulunan ve 50 metre yükseklikten dökülen şelale, Vadi'nin ortasından geçen bir dere ile Akdeniz'e ulaşır.

Kelebekler Vadisi'nin özgün coğrafi yapısı, bitey ve direyi bilim çevrelerinin, özellikle botanikçilerin ve entomologların inceleme ve laboratuar çalışmalarına konu olmakta; ulusal ve uluslarası çevre örgütlerinin ve ekolojik oluşumların dikkatini çekmektedir.

Kelebekler Vadisi'ne ulaşım Ölüdeniz'den kalkan teknelerle sağlanır. Faralya (Uzunyurt) köyünden bir patika Vadi'ye ulaşır; fakat ipli tırmanış rotaları ve değişken yüzeyi nedeniyle, bir rehber eşliğinde yapılmalıdır.

Kelebekler Vadisi'nde doğal yaşamı korumak ve bunun için gereken önlemleri alarak projeleri hayata geçirmek amacıyla bir tesis meydana getirilmiştir. Ziyaretçilere çadır ve ağaç evlerde konaklama imkanları sunan işletme günlük 500 konuk kapasitesine sahiptir ve Kelebekler Vadisi'nin 100 dönümlük arazisi üzerinde ekolojik tarım yapmanın yanısıra; arıtma, deniz temizliği ve temiz enerji hususlarında projeler gerçekleştirmektedir.

Kamp ve doğa turizminin Türkiye ve dünyadaki en iyi adreslerinden biri olarak gösterilen Kelebekler Vadisi'nde, her yıl 1 Mart- 1 Kasım tarihleri arasında hizmet veren işletmenin bilgisi dışında konaklamak mümkün değildir. Su ve elektrik enerjisi devlet tarafından değil, işletme tarafından sağlanmaktadır. Bu sebeple Kelebekler Vadisi'ne günde 3 kere elektrik verilmektedir. Sıcak su güneş panelleri aracılığıyla sağlanmaktadır. Kumsal veya toprak zemin üzerine kurulan çadırlarda, bungalovlarda veya teraslarda kalışın yanısıra, işletme ziyaretçilere doğal ve ekolojik açık büfe kahvaltı ve akşam yemeği; ortak kullanıma açık tuvalet ve duşlar sunmaktadır. Vadi'nin izole yapısı nedeniyle, işletme, ziyaretçi ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli bütün düzenlemeleri yapmıştır ve konukların güvenliğinden sorumludur.

Aktiviteleri açısından da dikkat çekici olan Kelebekler Vadisi'nde, sezon boyu bir çok eğitmen ve uzman dersler ve seminerler düzenlenir. "Kelebekler Okulu Projesi" olarak adlandırılan projeyle, sanatsal, zihinsel ve bedensel disiplinler yoluyla doğal duyarlılığı arttırarak çevre bilincini uyandırmak ve eğlence ve dinlence anlayışını geliştirerek doğa ile uyumlu yaşam düsturunu kitlelere ulaştırabilmek hedeflenmektedir. Ücretsiz olarak düzenlenmiş atölyeler arasında bu yıla kadar, sanatsal aktivite ve atölye çalışmaları, denizcilik, balıkçılık, mutfak, ziraat, elbecerileri kursları ile kişisel gelişim, yoga, meditasyon, tasavvuf, doğu felsefesi (kadim bilgelik öğretileri) vb. bulunmaktadır.





Bodrum Kalesi


Iki liman arasında kayalık bir alan üzerinde kurulmuştur. Antik çağda önce ada olan bu alan sonraları anakaraya bağlanarak yarımada şeklini almıstır. 1406 - 1523 tarihleri arasında inşa edilen St. Jean Sövalyeleri'nin kalesi, kare planlı, 180 x 185 m. ölçülerindedir.
Iç kale içinde degişik ülke adları verilmiş kuleler bulunmaktadır. En yüksek kule deniz seviyesinden 47.50 m. yükseklikteki Fransız Kulesi'dir. Bu kuleden baska; Italyan, Alman, Yılanlı ve Ingiliz kuleleri de bulunmaktadir. Kalenin doğu duvarı dışında kalan bölümleri çift beden duvarları olarak takviye edilmiştır.

Iç kaleye 7 kapı geçilerek ulaşılır. Kapılar üzerinde armalar bulunmaktadır. Armalar üzerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri bulunmaktadir. Iç kalede Sapelin altı dahil olmak üzere 14 sarnıç vardır.
Kale koruganı, çiftli duvarlararası su hendeği, asma köprü, kontrol kulesi, II. Mahmut tuğrası kalenin göze çarpan yerlerindendır. Bodrum Kalesi, 19. yüzyıl sonunda kalenin hapishane olarak kullanıldığı dönemde bir hammam yapısı ile Osmanlı niteliği kazanmıştır.

Kale bugün Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaktadır. Müze koleksiyonlarında bulunan eserler Türk hammamı, Amphora sergilemesi, Dogu Roma Gemisi, Cam Salonu, Cam Batığı, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyalı Prenses Salonu, Ingiliz Kulesi, Işkence ve Katliam Odaları ve Alman Kulesi'nde sergilenmektedır. Ayrıca, 33.5 dönüm genişliğindeki bir arazı üzerine kurulmuş olan kalede açık mekanlarda da eser sergilemesi yapılmaktadır.




Saklıkent Kanyonu


Saklıkent doğal ortamda size tüm güzellikleri sunan muhteşem doğası ve inanılmaz güzel suyu ile gizli bir doğa harikası olarak karşımıza çıkmaktadır. Kalkana sadece 20 dakika mesafede olan Saklıkent ulaşımı da çok kolay bir yerdir. kalkan ve Kınık'tan belirli saatlerde buraya dolmuşlar kalkmakta olup Fethiye'den de kolay bir şekilde Saklıkent e gelebilirsiniz. Bu doğal güzellik içersinde geçirilen saatler  tüm sorunlarınızı soğuk suyu ile alıp götürecektir... Burada konaklama imkanınız olduğu gibi günübirlik gezilerle de gezebilirsiniz. Saklıkent kanyonunda çeşitli su sporları yapıp adrenalininizi yükseltebilirsiniz. En iyisi siz gezin ve tadına varın anlatmakla bu güzelliklerin tadına varılmaz.

       Saklıkent kanyonu 17 km uzunluğunda olup bunun ilk kilometreleri herkes tarafından , 7 km si ise orta zorlukta olup gezilebilir. Ama 17 km nin tümünü geçmek için profesyonel ekipmanlılar gerekmektedir.





Ölü Deniz

Fethiye’ye uzaklığı on dört kilometre olan Ölüdeniz’e çamlar arasından uzanan bir yol ve daha sonra ise denizin mavisi ile karşılaşarak gidiyorsunuz. Burada Belçekız koyu ve bu koyun kumsalında yürüyerek Ölüdeniz’in güzelliğini göreceksiniz. Ölüdeniz’de bir tek kıpırtı yok ve zemini ise yosunsuz beyaz kumlarla örtülü güzellikte… Kumdan kırılan ışık ise turkuaz rengin güzelliğini yansıtıyor…. Ölüdeniz kıyılarına kadar uzanan yeşil çam ormanları ve mavi ile morun tonlarını görebileceğiniz ılık bir deniz, upuzun kumsalı ile tüm güzelliklerini göz önüne sergiliyor

Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı olan Ölüdeniz beldesi %82 oy alarak dünyada 2006 senesinde dünyanın en güzel kumsalı seçilmeye hak kazanmıştır.Turizm açısından olanakları geniş olan Ölüdeniz Likyalılar döneminde güneş ve ışık diyarı, ortaçağda ise uzak diyar olarak adlandırılmıştır. Teke yarımadasında bulunan deniz kulağı oluşumlarından birisidir. Bir nevi gölü andıran Ölüdeniz fırtınalı günlerde Belceğiz kıyıları dalgalar ile çırpınırken Ölüdeniz’de sadece çırpıntılar oluşur. Ne kadar durgun görünse de Ölüdeniz gözle görülmeden üç sebepden dolayı hergün kendisini yeniler.Birincisi Ölüdeniz’de mevcut olan kaynak suyu çıkışları ile dipten açık denize doğru bir akıntı oluşturmaktadır. Tatlı suyun oluşturduğu tuz farkından dolayı da denizden içeri ve dışarı devamlı olarak sirkülasyon hali vardır. Üçüncü neden ise gel git etkisi ile üç günde bir kez deniz ortalama olarak yarım metre kadar yükselir ve alçalır.

Ölüdeniz’e Nasıl Gidilir?

Beldeye hem kara, hem deniz, hem de havayolu ile ulaşmak mümkündür. Antalya, İzmir, Ankara, İstanbul gibi merkezlerden Fethiye ilçesine düzenli otobüs seferleri yapılmaktadır. Dalaman Havaalanı da beldeye bir saat mesafededir. Fethiye Ölüdeniz arası 12 km’dir. Fethiye’den beldeye düzenli ulaşım imkânları bulunmaktadır.

Ölüdeniz’de Neler Yapılır?

Beldede nitelikli bir çok otel, pansiyon, ve kamp yeri mevcuttur. Her türlü deniz sporunun yapılabildiği beldede safari, dağcılık, yürüyüş ve rafting yapma olanaklarıyla birlikte Babadağ’dan 2000 metre yükseklikten “Yamaç Paraşütü” ile atlama imkânı da vardır.

Ölüdeniz Belcekız’da bulunan dalış acentaları ile günibirlik ve haftalık turlar düzenlemektedirler. Bu turlarla dalış sertifikaları almak mümkündür.




Milas Halıları

Milas halılarının motifleri XVIII. yy. ortalarından başlayarak çeşitli yöre halılarının etkisinde kalmıştır. İlk etki Gördes seccadelerinden gelmiş XIX yy.’a değin sürmüştür. Bu özellikle su ve eğme motiflerinde belirgindir. Bunu XIX yy.’da Bergama ve Mucur halılarının etkisi izler. Bu dönemde, halının motif bölümü daralır, bordur genişler. Hemen hemen aynı süreçten geçen Gereme ve Karacahisar halıları, daha çok dokumalarıyla ayrılır. Gereme halıları seyrek, Karacahisar halılarıysa sık düğümlüdür. Gereme halıları seccade olarak da anılmaktadır.

Çeşitli etkilerin görülmesine karşın Milas halıları, geniş bordürleri, atkı ve çözgü ipliklerinin yün oluşu, kilim motiflerini andıran stilize hayvan ve bitki motifleri, göbeği çevreleyen iki dikdörtgen ve sık rastlanan mat al, sarı, sarı-yeşil, turuncu ve canlı mavi renkleri vb. özellikleriyle tanınmıştır. Karacahisar halılarında bu özellikler daha önce görülmüşse de XIX yy.’da belirginleşmiştir. Zeminde koyu şeftali kırmızısı, bordürlerde sarı ve yeşil hakimdir. En belirgin özelliği bordur zemininde görülen parlak sarı renklerdir. 1896′da köyde atölye kurulması ve pazara yönelik üretimin başlamasıyla halıların niteliğinde önemli değişiklikler olmuştur. Milas’ta başlayan bu gelişme, öbür ilçelerde de etkisini göstermiştir. Kök boyaların yerini yapay boyalar, fonda kullanılan çeşitli renklerin yerini ise al (kırmızı) almıştır. Sadece al’ın kullanıldığı fon, giderek Karacahisar halılarının başlıca özelliği olmuştur.

1954′te 120 tezgahın çalıştığı köyde, yalnız birkaç ev kök boya ve doğal renkler kullanmaktaydı. Gereme’de geleneksel gereçlere bağlı kalınmış, daha çok kök boyalar kullanılmıştır. Ayrıca, mihrap, geometrik motifler, sarının çok kullanılması ve seccade tipinde olmaları, Gereme ve köylerinde dokunan halıların başlıca özellikleridir. Gereme köylerinden Bozaları başta olmak üzere, İkizköy, Yeniköy, Pınar ve Türkevleri’nde “ehram”, “alaca” gibi adlar alan battaniyeler de dokunmaktadır.




Marmaris Çam Balı

Çam ağaçlarında (Kızıl çam “Pinus brutia” ve Fıstık çamı “Pinus pinea”) yaşayan bir kısım canlıların (Çam Pamuklu Koşnili “Marchalina hellenica”) salgıladıkları bal şebnemi (Bal çiği “basura”) denen tatlı   maddeler, bal arıları tarafından toplanarak çam balına dönüştürülür. Çam balının oluşumu iki aşamada gerçekleşir:

cam_bali_cicegi_basura_kucuk

1. Aşama: Çam Pamuklu Koşnili denilen canlı, on binlercesi bir araya gelerek topraktan ağacın gövdesine tırmanır ve orada yaşamaya başlar. Bu sırada ağaçların cephelerinde beyaz pamuk benzeri tomarlar meydana getirirler. Bu, insan gözüyle kolayca görünür. Yaz aylarında Ağustosa doğru basura canlısı çam ağacının özünden elde ettiği beyaz ve renksiz bir salgı oluşturur. Bu salgı çoğu kez ağacın gövdesinde ince bir ip gibi sarkar.

2. Aşama: Kovana bal taşıyacak arılar çam ormanlarında dolaşır ve yukarıda bahsedilen, çam ağaçlarının gövdesindeki çam özlü salgıyı alırlar. Arılar, bünyesindeki salgılarla bu ham haldeki çam balını işleyip kovana taşır. Peteklerdeki gözlere işçi arılar tarafından yerleştirilir. Arının basurayı çam ağacı üzerinden alarak kendinden kattığı enzimlerle işleyip, kovana getirmesi ve peteklerde suyunu uçurarak olgunlaştırması sonucu çam balı elde edilir.

cam_bali_petek_kucuk

Çam Balı Türkiye'de sadece Muğla-Marmaris-Aydın-Kuşadası ve yakın yöresi ile Çanakkale ili ve Kaz Dağları’nın belirli bölgelerinde üretilmektedir. Bunun sebebi de çam ağacında basurayı salgılayan çam pamuklu koşnilinin sadece bu yörelerde yaşayabiliyor olmasıdır.

 Çam balının en önemli özelliği kıvamı bozulmadan veya kristalleşmeden uzun süre saklanabilmesidir. Rengi çiçek ballarının çoğundan daha koyudur. Çam balı tıpta ve gıda sektöründe çeşitli ürünlerde doğal katkı maddesi olarak geniş bir kullanım alanına ve bu nedenle önemli ihracat potansiyeline sahip bir üründür. Koyu bulanık kahverengi renkte olan çam balı tadı ve kokusuyla kendine özgü bir özelliğe sahiptir. Çam ballarının glikoz ve früktoz içeriği çiçek ballarına göre daha düşüktür. Daha az tatlıdır ve boğazda yakıcı bir his bırakmaz. Çam balı çok miktarda hif ve spor içermektedir ve bu hifler özellikle Türkiye ile Yunanistan'ın dışında hiçbir ülkenin orman balında bulunmayan özelliktedir. Çam balının solunum yollarına ve sindirim sistemine olan olumlu etki ve yararları tıpta kabul görmüştür. Çam balları çiçek ballarından daha fazla miktarda enzim, aminoasit ve mineral madde içerir. Antioksidan etkisi vardır. Yetersiz beslenmeden kaynaklanan demir eksikliği ve benzeri durumlarda çocukların sağlıklı gelişimi için çam balı tüketmek faydalıdır. Her sabah bir bardak ılık su ile karıştırılarak aç karnına içildiğinde kilo verdirme özelliğine sahiptir.


Sığla Ağacı ve Yağı

Sığla yağı (Styrax Liquidus), sığla (günlük) ağacı olarak bilinen ve Muğla’da yaygın olarak bulunan (Hamamelidaceae familyasına mensup) Liquidambar Orientalis Miller ağacının gövdesine tekniğine uygun açılan yaralardan elde edilen balzamın kaynatılması ve preslenmesi sonucu elde edilen ve geleneksel tedavide yaygın kullanım alanına sahip olan bitkisel bir üründür. Kahverengimsi (tahin) renkte, bal kıvamında, yapışkan, donuk ve mat yapıda olup kendine özgü aromaya sahiptir.

 

Günlük kabuğu, sığla yağı eldesi için ağaç kazıma işlemi sırasında sığla yağı ile birlikte toplanan ve kaynatılıp preslendikten sonra kurutularak halk arasında tütsü/buhur materyali olarak kullanılan kabukçuklardır.

Sığla ağacı, endemik bir ağaç türü olup 300 yıl kadar uzun ömre sahiptir. Boyu, 15-20 metre, uygun koşullarda 35-40 metreye ulaşır. Kışın yapraklarını döker.

Sığla, dünya’da doğal olarak belli yerlerde yetişir. Türkiye’de en geniş yayılışını Muğla’da özellikle’de Marmaris, Dalaman, Köyceğiz ve Fethiye dolaylarında gösterir.

Buzul çağından günümüze kadar gelmeyi başarmış bir ağaç olan sığla ağacından elde edilen sığla yağının, eski çağlardan itibaren üretimi yapılmış ve önemli bir ürün olarak çeşitli şekillerde değerlendirilmiştir.

Mısır Uygarlığında mumyalamada kullanılmış, firavunlar sığla yağı ile mumyalanmıştır. Mumyalama dışında, sığla yağı Kraliçe Kleopatra’da ve Roma hamamlarında hamamdan sonra kadınların vücuduna sürmek suretiyle bir aşk iksiri ve güzellik aracı, Hipokrat’ta ilaç olmuştur.

Bronz çağında, Demir çağında Akdeniz’de önemli bir ticaret maddesi olarak değerlendirilmiştir. O dönemlerde, Fenike’den gelen ticaret gemileri tarafından Akdeniz’de sığla yağı ticareti yapılmış.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Kanuni Sultan Süleyman Marmaris-Fethiye arasındaki bölgeyi kardeşi Mihrişah Sultan’a vermiş. Mihrişah Sultan da kendisine verilen bu yeri, eşi Mısır Hidivi Ali Paşa ile birlikte vakıf olarak işletmiş ve bu alandaki sığla ağaçlarından elde edilen yağı Mısır’a ihraç etmiştir.

Evliya Çelebi de Seyahat notlarında Menteşe toprağında kavak gibi küçük bir ağaçtan sığla yağı elde edildiğine ve bu yağın Mısır’a, oradan Hindistan’a gönderildiğine, cüzam hastaları tarafından kullanıldığına dair bilgilere yer vermiştir. Anadolu’daki sığla yağı ihracatı sonraki dönemlerde de devam etmiştir.



Sığla yağı elde etme işlemi, ağaç gövdesine dikey olarak açılan damarların sıyrılmasıyla oluşan kapçık ve yağın toplanması, kaynatılması ve preslenmesinden oluşur.

Üretim yapılacak sahadaki üretim ağaçları Orman İşletme Şefi tarafından damga ve boya ile işaretlenerek belirlenir. Bu belirlemede göğüs çapının 15 cm den büyük, ağacın yanmamış, sıhhatli ve mantarlaşmamış olmasına dikkat edilir.

Sığla yağı çıkarma işlemi, çevre orman köylerinden gelen ve bu işi bilen işçiler tarafından yapılır.

Sığla yağı üretimine, Mart ayı sonuna doğru kabuk sıyırma işlemi ile başlanır. Ağaçta, 50-70 cm. yüksekliğinde, 10 cm genişliğinde olmak üzere ağacın dış kabuk kısımları yontulur. Bu işleme “kızartma, kızıllatma” denir.

Kızartma işleminden sonra bir ay beklenilerek Nisan ayı sonu ve Mayıs ayı başlarında kızıllatma yapılan tabak boyunca 4-5 cm genişliğinde, 3-4 mm. derinliğinde damar açılır. Bu işleme “göz çekme” denir.

Damar açıldıktan 1-2 hafta sonra yara sathında oluşan ve "sur" adı verilen yara sathı kaşıkla sıyrılarak alınır. Sur, siyahımsı renkte bir tabakadır.

Sur alma işlemleri Haziran ayının ilk haftasında tamamlanır. Üretime, sur alma işleminden 15-20 gün sonra damarların yağ dolmasıyla başlanır. Damarlarda biriken yağ ve kabuk yongaları, damar boyutları değiştirilmeden yine kaşık denilen aletle sıyrılarak alınır. "Sur arkası" ismi verilen bu işlem Temmuz ayı başında bitirilir.

Her 15 günde bir kaşıkla yara üzerinde biriken sığla yağı sıyrılarak margun adı verilen kıl torbalara toplanır. “Sefer” adı verilen bu işleme Ekim ayı başına kadar devam edilir.

Ekim ayı sonu ile Kasım ayı ortalarına kadar damarlarda toplanan ve ağacın dip kısımlarına akan, kabuk aralarına sızan ve "karakap" denilen düşük kaliteli yağ da toplanır ancak diğer yağ ile karıştırılmaz.

Kıl torbalarda toplanan yonga ve yağ karışımı, kaynayan kazandaki sıcak suya konularak 2-3 dakika kadar kaynatılır. Kaynatılan yonga ve yağ karışımı ürün prese taşınır. Presleme sonrasında bir miktar su ve yağ karışımı bir oluk vasıtasıyla giriş kısmında süzgeç bulunan beton havuzlara alınır. Havuzda yağın üzerinde toplanan su, amaca uygun bir oluk ya da düzenek vasıtasıyla dışarıya alınır. Havuzda bulunan sığla yağı, Orman İşletme şefinin nezaretinde teneke kutulara doldurulup ağızları sıkıca kapatılarak Orman idaresinin tespit edeceği depolara nakledilir.

Pres artığı olarak açığa çıkan buhur ise kurutulduktan sonra ayrıca pazarlanmak üzere depolanır.

Sığla yağı üretimi günümüzde sınırlı olup 2011 yılı itibariyle üretim yoktur. En son 2009 yılında Köyceğiz’de (Beyobası, Kavakarası) ve Marmaris’te (Çetibeli) sığla yağı üretimi yapılmıştır.
 

SIĞLA YAĞININ VE GÜNLÜK KABUĞUNUN KULLANIM ALANLARI

        Sığla yağı, Muğla’da bitkilere dayalı geleneksel tedaviler kapsamında ülser, gastrit, reflü gibi mide ya da bağırsak rahatsızlıklarında, üst yolunum yolu hastalıklarında, insan ya da hayvanlardaki cilt hastalıklarında, kesi, yara ve yanıklarda kullanılır. Eskiden

sünnet olan çocuklarda yara iyileştirici olarak kullanılmıştır. Sığla ağacı çevresinde yaşayan hayvanların bile yaralarını, ağaçtan akan balzama sürerek iyileştirdikleri söylenir.

 

Sığla yağı, sözü edilen geleneksel uygulamalar dışında dünyada özellikle parfümeri ve ilaçendüstrisinde önemli bir yere sahiptir. Sabunculukta kullanılır.

Sığla yağı üretimi sırasında elde edilen günlük kabuğu, köz parçası üzerine atmak suretiyle buhur olarak mevlitlerde, ölü evlerinde, inanç ve ibadet merkezlerinde kullanılır.

Sığla ağacının baharda filizlenen taze, küçük yapraklarından haşlandıktan sonra kavurmak suretiyle yemek yapılır.

Sığla ağaçlarının bulunduğu piknik alanları da yaz günlerinde serin ve temiz hava almak isteyenlerin önemli uğrak yerlerinden biridir.




Bu haber 4343 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

81 İLİMİZ

Manisa'nın Neyi Meşhur?

Manisa'nın  Neyi Meşhur? Sard Antik Kenti ,Mesir Macunu ,Spil Dağı Milli Parkı ,Üzüm ve Tütün Üretimi ,Soma’nın Linyiti ,Ağlayan Kaya, Murad...

Van'ın Neyi Meşhur?

Van'ın Neyi Meşhur? Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü ,Hoşap Kalesi, Muradiye ve Bendimahi Şelaleleri

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Web Sitemizi Beğendiniz mi?





Tüm Anketler

NAMAZ VAKTİ

Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.© 2010 www.sifanur.com