Şifanur
Gülistan
Üç Mescid
ANASAYFA FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ANKETLER ARŞİV İLETİŞİM PAYLAŞIM

BİR AYET - BİR HADİS

BİR AYET 

Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdir.(Bakara Suresi - 284)

   BİR HADİS

"Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir." (bk. Buhârî, Fadlı Salati Mescidi Mekke, 5; Müslim, Hac, 92; Müsned, 2/36, 236, 450, 534; 4/41)

 
SİNOP'UN NEYİ MEŞHUR?

SİNOP'UN NEYİ MEŞHUR?

23 - Şubat - 2011, 22:17

Sinop Kalesi ,Boyabat Pirinci ,İnceburun ( Türkiye’nin En Kuzey Noktası ) ,Ayancık Kerestesi, Erfelek Tatlıca Şelaleleri ,İnaltı Mağarası ,Akgöl,Sinop Hapishanesi,Keten Üretimi

Sinop Kalesi

Sinop’un, Yalı ve Kefevi Mahallerini kuşatan, İç ve Dış limanları arasında bulunan kalenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Bazı kaynaklar kalenin yapımını Hititlere kadar indiriyorsa da bu durum kesinlik kazanamamıştır. M.Ö 72 yılında da Pontus Kralı IV. Mithridates Sinop’ta mabet, tiyatro, gimnasium ve saray yaptırmış, şehrin çevresini de surlarla çevirmiştir. Bunları izleyen dönemlerde kale Selçuklular (1215-1218), İsfendiyaroğulları (1434) ve Osmanlılar tarafından da 1451’de onarılmış ve eklerle genişletilmiştir. Bu döneme ait h.612 (1215), h.615 (1218),h.838 (1434) ve h.855 (1451) tarihli onarım kitabeleri kalede bulunmaktadır. Bu kitabelerde surları yaptıran kumandanların isimleri yazılıdır. Selçuklular limanı kontrol amacıyla kaleye bir iç kale eklemişler, burç ve kulelerle de daha güçlendirmişlerdir.

Moloz taş, kesme taş ve tuğla taşlar harç güçlendirilmiş ve sur duvarları ile iç kale yapılmıştır. Kalenin burçlarını Selçuklu Sultanı I.İzzettin Keykavus 1215-1218 yıllarında yaptırmıştır.

Sinop’un güneyinde, iç limana bakan kale deniz kıyısında birbiri içerisine geçmiş olarak iki bölümden meydana gelmiştir. Kaynaklardan kalenin dört kapısı olduğu öğrenilmektedir. Ancak Evliya Çelebi bu kapıların isimlerini belirtmiş ve onlara iki kapı daha eklemiştir. Bunlar Kum Kapısı, Meydan Kapısı, Tersane kapısı, Yeniçeri Kapısı, Dabağhane Kapısı ve Lonca Kapısıdır. Ayrıca Dış kalede bir de Deniz kapısı bulunuyordu. Bu kapıların her biri ikişer kanatlı demir kapılardır.

Sinop Kalesinin bugünkü durumuna göre, dış kalenin uzunluğu kuzeyde 800 m, doğuda 500 m. güneyde 400 m. batıda 270 m.dir. Sur duvarlarının kalınlığı 3 m.yi bulmaktadır. Güneydeki iç kale ise 9.500 m2. lik bir alana yayılmıştır. Kuzeydeki iç kale ise 16875 m2 dir.

Kuzeydeki İç Kale Sinop’un batısında olup, güneyi ile kuzeyi denize karşıdır. On bir burçla desteklenen İç Kalenin duvarlarında antik çağlara ait mimari parçalardan, sütunlardan, sütun başlıklarından, metoplardan yararlanılmıştır. Buradaki surların yüksekliği 18-22 m. arasında değişmektedir. Duvar kalınlıkları 3 m. bulmaktadır. Ayrıca bu bölümde kaleyi bir uçtan diğer uca kadar uzanan gezinti yoluna da yer verilmiştir. Selçuklular Sinop’u ele geçirdikten sonra önüne uzun bir sur duvarı eklemişlerdir. Buradaki duvarlar yapılırken şehirdeki antik çağlara ait yapıların taşlarından yararlanmışlardır. İç Kale savunmanın depo ve cephaneliği niteliğinde idi. İçerisinde İbrahim Bey Camisi vardı. Sonraki yıllarda bu cami ile birlikte depolar yıktırılmış, içerisinden bir yol geçirilmiştir. İç Kale kuzey ve güneyde iç içe iki bölümden meydana gelmiştir. Güney bölümü diğerine göre daha alçak olduğundan sonraki yıllarda burası hapishane olarak kullanılmıştır.

İç Kaleye yol geçirilmeden önce dehlizli büyük bir kapıdan girilirdi. Büyük olasılıkla bu kapı Evliye Çelebi’nin Lonca Kapısı dediği kapıdır. Lonca kapısı üzerinde 0.70x1.00 m. ölçüsünde
Selçuklu nesihi ile yazılmış bir kitabe vardır. Bu kitabeleri M. Şakir Ülkütaşır okumuş ve yayınlamıştır.

Kitabe:

“Bu burç Allahın rahmetine kavuşan Halepli Ketenci oğlu Ebu Ali’nin yaptığı iştendir.”

Bu kitabeden başka İç Kale’nin doğusunda eski hapishane burcunda 0.40x0.55 m. ölçüsünde Selçuklu nesihi ile yazılmış bir başka kitabe daha bulunmaktadır.

Kitabe:

“Galebe çalıcı sultan, dünyanın ve dini şerefi Keyhüsrev oğlu Keykavus zamanında, yüce Tanrı’nın tevfikiyle bu burcu, zayıf kul, Yüce tanrının esirgemesine muhtaç, korunası Nakiyte (Niğde) ile dolaylarının sahibi Zeynüddin Beşare Elgalibi 612 (1215) yılında yaptırdı.”

Buradaki burcun güneyinde 0.80x1.10 m. ölçüsünde Farsça bir kitabe bulunmaktadır.

Kitabe:

“ Galebe çalıcı Sultan, dünyanın ve dinin şerefi, fatihler babası, müminlerin emiri olan zatın ulağı Keyhüsrev oğlu Keykavus’un zamanında yüce Tanrının tevfikiyle bu burç ile kale bedenini, Ulu tanrının rahmetine muhtaç Simre Beyi Bedrüddin Ebubekir 612 (1215) yılı Rebiülahirinde yaptırdı. Bu kitabeyi Kayserili Yavaş yazdı.”

Burcun solunda da Selçuklu Nesihi ile yazılmış 0.80x10.00 m. ölçüsünde bir kitabe bulunmaktadır. Bunun altında ise Grekçe yazılı bir kitabe daha görülmektedir.

Kitabe:

“Galebe çalıcı ulu sultan, dünyanın ve dinin şerefi, Halifenin burhanı fatihler babası Keyhüsrev oğlu Keykavus zamanında ve onun izniyle bu burcu ve kale bedenini, zayıf kul, Yüce Tanrının rahmetine muhtaç ve Kayseri dolayları sübaşısı Bahaüddin Kutluğca 612 (1215) yaptırdı.”

İkinci burcun üzerinde yine Selçuklu nesihi ile yazılmış kitabeler bulunmaktadır:

“Yoktur tapacak, çalaptır ancak, tekdir O; yoktur, ortağı; Muhammettir yalavacı. Tanrının öğüşü ona.”

“Bunu yapan Kayserili mimar Artuğ oğlu Mübarizüddin Mes’ud’dur. Yazıyı Necmeddin Yavaş 612 yılı Rebülevvelinin ikinci gününde yazdı.”

İç Kale’nin batı yüzünde burcun üzerindeki kitabeler ise Candaroğulları dönemine aittir. Buradaki h.833 (1429) tarihli, 0.75x1.15 m ölçüsündeki kitabede;

“Yüce tanrının yardımına mazhar olmalarıyla bu burcun ve bedeni Yenici Sultan, dünyanın ve dinin şerefi, Fatihler babası müminlerin emirinin Halifenin ulağı Keyhüsrev oğlu Keykavus’un zamanında, Ulu çalabın rahmetine muhtaç Emir İmadeddin Ayas, Celalüddin Kayseri ve Saracüddin Ömer adlı zayıf kullarla Sıvas valileri Kul Yusuf Oğlu İsmailin mütevelliliğiyel 612 yılı Cemaziyelevvelisi tarihinde imar etti.” Yazılıdır.

Kalenin batıdaki ikinci burcunun kuzeye bakan yönünde bir kitabe daha bulunmaktadır:

“Tanrıdan başka tanrı yoktur. Tekdir O; ortağı yoktur onun. Muhammet Tanrının yalavacıdır. Bu burçlarla bedenleri ve üç köprüyü zalıf kul, Çalahın rahmetine muhtaç Mübarizüddevle ved-din Kaymaz oğlu Behram Şahta Amasya Beyleri, Tanrının yardımı rastlamakla, Yüce yenici Sultan, Ulu Şehinşah dünyanın ve dinin değeri, müminlerin emirinin ulağı Keyhüsrev oğlu Keykavus devrinde 612 imar etti.”

İç Kalenin batısındaki sur duvarları üzerinde 0.85x0.85 m. ölçüsünde bir kitabe daha bulunmaktadır:

Kitabe:

“ Galebe çalıcı Sultan, dünyanın ve dinin şerefi, fatihler babası, müminlerin emiri olan zatın ulağı Keyhüsrev oğlu Keykavus’un zamanında Yüce Tanrı’nın tevfikiyle bu kale bedeninin Ulu tanrının rahmetine muhtaç Mihranlı Ali oğlu Mübarizüddin Abdullah 612 yılında yaptırdı.”

Kalenin kuzey yönündeki kitabe:

“Ereğli beyi, Tanrının yardmının rastlamasıyla yenici Sultan Dünyanın ve dinin değeri Keyhüsrev oğlu Keykavus zamanında Honas’la vilayetlerinin yeni, zayıf kul, Yüce tanrının rahmetine muhtaç Esedüddin Ayas Elgalibi 612 yılı Rebülahırında bu kale bedenini onardı. Mimar Sixistos.”

Kalenin güney yüzünde de iki ayrı kitabe vardır:

“Ereğli Beyi, Tanrının yargılamasına muhtaç kul Şücaüddin Ahmet bey bu kale bedenini, yenici Sultan, dünyanın ve dinin değeri Keyhüsrev oğlu Keykavus emriyle 612 yılı Rebiülahir ayında onardı.”

“Tanrı yardımının raslamasiyle Kırşehir ve Aksaray Bey, dinin dayancı, dinin kılıcı, Tanrının rahmetine muhtaç, zayıf kul İldeniz Yenici Sultan, dünyanın değeri Keyhüsrev oğlu Keykavus zamanında 612 Rebiülahiri tarihinde bu kale bedenini onardı.”

Kale surları 10-15 m. yüksekliği arasında değişmektedir. Kalenin doğu surları sağlam bir durumda günümüze gelebilmiştir. İç Kalenin ise batı duvarları yıkılmıştır.
İç Kalenin Sinop’a bakan kapısı üzerindeki kitabede aynı zamanda Alanya Kalesini yapan Mimar Ebu Ali-ül Halebi tarafından tersane ile birlikte kalenin yapıldığı yazılıdır. Kalenin kara kısmına da hendekler kazılmıştır.

Selçuklu döneminde İç kalenin bir bölümü tersaneye dönüştürülmüş ve dönemin en güzel savaş gemileri burada yapılmıştır. Osmanlılar da bunu sürdürmüş ve burada kalyonlar, kadırgalar yapılmıştır.

Güneydeki İç Kale Meşrutiyetten sonra siyasi cezaevi olarak kullanılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra bu hapishanede tutuklulara el sanatları öğreten modern bir cezaevi niteliğini kazanmıştır. Buradaki cezaevi l997 yılında boşaltılmış ve 1999 yılında da Kültür Bakanlığı’na tahsis edilmiştir. Restore edilen cezaevi sosyal etkinlik alanı olarak düşünülmüş, galeriler, konferans ve toplantı salonları, kafeteryalar ile bir kültür yapılar topluluğuna dönüştürülmüştür.

 
 
İnceburun ( Türkiye’nin En Kuzey Noktası )

İnceburun, Türkiye’nin en kuzey noktası. Sinop ilinin Karadeniz’e uzanan ucunda, 42°06′ kuzey enlemi ve 34°58′ doğu boylamında yer alır.

Burun, katılaşmış lav ve aglomeralardan oluşur.Üst Kretase (Tebeşir) Döneminde (Kretase Dönemi, y. 136-65 milyon yıl önce) ait volkanik yüzeyde lavlar, aglomeralara oranla daha geniş yer tutar.Lavlar, sütun biçiminde ve çok çatlamış bazaltlardan oluşur.Bazaltlar ve aralarındaki aglomeralar bu kesimde genellikle kuzey ve kuzeybatıya doğru tabakalı biçimde bir eğim gösterir.

Dik falezli kıyılarla çevrilen İnceburun’un açığında bulunan ve aynı volkanik kayaçlardan oluşan Tavşan Adası, küçük bir kaya parçasıdır ve en kuzey nokta orasıdır. Burna en yakın köy Kurtkuyusu mezrasıdır. Köyün önünden başlayıp, kuzeye, İnceburun’a gidersek, oradan doğuya dönüp kıyıdan Başkaya Burnu’na, ardından güneydoğuya dönüp kıyıyı Hamsilos’a kadar takip edersek kıyının kayalık ve girintili çıkıntılı olduğunu görürüz. Hatta Hamsilos’un başında yüksek kayalar olması nedeniyle herkes burayı Türkiye’nin tek fiyordu olarak bilir ama bunun doğru olduğu söylenemez. İnceburun’da deniz yüzeyinden 38 m yükseklikte inşa edilmiş bir deniz feneri vardır. Sinop il merkezine 19 km uzaklıktadır.


 
  Erfelek Tatlıca Şelaleleri

Tatlıca Şelaleleri (Erfelek)

Sinop ili Erfelek ilçesine 15 km. uzaklıktaki Erfelek Barajı yakınında yirmi sekiz adet şelale bulunmaktadır. Dar bir vadi içerisinde 2 km. uzunluktaki yürüyüş yolu çevresinde şelaleler sıralanmıştır.

Yörenin doğa harikası olarak nitelendirilen bu şelalelerin aktığı yerde yüzmeye elverişli göller bulunmaktadır. Şelalelerin sırtlarındaki dağlık alanlarda ise dağ sporları, doğa yürüyüşü ve trakkking gibi spor faaliyetlerine uygun ortamlar vardır. Ayrıca bu şelalelerin çevresi yöre halkı tarafından dinlenme ve mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

Hasandere Şelalesi

Sinop ili Erfelek ilçesinin 4 km. doğusundaki Hasandere Köyü’nün ortasından geçen derenin döküldüğü yerde yüzmeye uygun bir göl oluşmuştur.

Bu göle dökülen Hasandere Şelalesinin yanı sıra çevresinde diğer şelaleler de bulunmaktadır.

Deli Kızın Şelalesi

Erfelek ilçesinin Soğucalı Köyü, Kıran Mahallesi yakınında, Karasu Çayı’na dökülen dere üzerinde Deli Kızın Şelalesi bulunmaktadır. Şelale 15 m. yükseklikten dökülmekte olup, çevresi piknik ve mesire alanı olarak kullanılmaktadır.


 
İnaltı Mağarası

Ayancık ilçesindedir. Akgöl'e 6 km. uzaklıktadır. İnaltı Mağarası'nın İl Turizmine kazandırılabilmesi için l995 yılı sonunda Turizm Bakanlığı tarafından proje çalışmaları için 1.952.500.000.TL. ödenek gönderilmiştir.

2001 Yılında Mağarada öncelikle aydınlatma, Elektrik isale hattı, çevre düzenlemesi, yol çalışmaları ile ilgili projeler hazırlanmıştır. Şu ana kadar 20 milyarı Turizm Bakanlığı'ndan olmak üzere 65 milyar lira harcanarak, mağara içi aydınlatma, elektrik isale hattı, yürüyüş merdivenleri, giriş kapısı ve mağara önü çevre düzenlemesi çalışmaları tamamlanmıştır.2004 yılında 65.000 YTL ile Jeneratör,Büfe ve çevre düzenlemesi yapılmıştır. Ayancık'tan mağaraya ulaşım yolu için proje hazırlanmış ve ödenek istemiyle Turizm Bakanlığı'na gönderilmiştir. Mağara içi yürüyüş yollarının projesi hazırlanmış, gerekli yardım talebimiz Bakanlığa iletilmiştir. Mağara bu haliyle halkın ziyaretine açılmıştır.


Akgöl

Bin üç yüz metre yükseklikte bulunan göle giden yolun ilk kilometreleri asfalt. Sonraki ilk yolayrımında iki ’Akgöl’ tabelasıyla karşılaşılır: Biri asfalt yolu gösterirken, diğeri stabilize olanı işaret ediyor. Amaç gezmekse o anda yoğun bir ormanın içinde solunuzdan akan çayla beraber bir vadiye girersiniz. İki yanınızda uzanan dağlar yavaş yavaş birbirine yaklaşıyor. Duvarlar yükseliyor ve vadi, içinden daracık bir yol geçen muhteşem bir kanyona dönüşüyor. Duvarları kaplayan çamur travertenleri, yosunlar; duvarlardan fışkıran ağaç kökleri ve zaman zaman ince şelaleler yaparak sızan sular ile sanki rüya gibidir. Sol taraftaki dere boyunca devam eden ve yapraklarının çapları yarım metreyi bulan kabalaklarla beraber bu hırçın doğa Karadeniz?den çok Amazon ormanlarına benziyor. Araçla gezmenin yanı sıra, oldukça güzel ve kolay bir trekking rotası olan bu on kilometrelik Babaçay Kanyonu’ndan sonra tırmanmaya başlarsınız. Gene bir yol ayrımında ’İnaltı Mağarası’ tabelası duruyor. Ama Akgöl tam ters yönde. Sağdan soldan birleşen onlarca yola rağmen bir tane bile Akgöl tabelası yok! Buralarda kaybolmak işten bile değil. Fakat kimin umurunda? Yanlışlıkla her yolun sizi başka güzelliklere ulaştıracağına eminim. pek ’daha doğrusu hiç’ tabela yokmuş. Sonunda Akgöl’deyim. Orman İşletmesi’ne ait bir bina ve piknik alanlarının olduğu bu yayla, öğle yemeği molası için ideal bir yer. Tertemiz havası ve kuşların ötüşüne karışan kurbağa sesleri arasında yenen bir öğle yemeği insana bütün yorgunluğunu unutturuyor. Gölden aşağıdaki dereye dökülen yapay şelale ve çevresindeki ormanla beraber yaklaşık on kilometre uzaklıktaki İnaltı Mağarası da Akgöl’de yenen öğle yemeğinden sonra gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Sinop Hapishanesi

Tarihi Sinop Hapishanesi

Sinop Cezaevi, Sinop Kalesi’nin güneybatı ucunda bulunan İç Kale’de bulunuyordu.

Sinop Kalesi’nin ne zaman kurulduğu kesin olmamakla beraber MÖ.72 yılında Pontus Kralı IV. Mithridates tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Bizanslıların yaptırdığı konusunda bazı kaynaklarda belirtilmiş ise de kale içerisindeki kitabeler kalenin İsfendiyaroğulları ve Osmanlılar zamanında onarıldığını göstermektedir.

Sinop’u 1214 yılında ele geçiren Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus kaleyi kuzeyden güneye inen dik surla kestirmiştir. Böylece İç Kale enine bir surla ikiye bölünmüştür. Burada 9.500 m2 lik bir alan meydana gelmiş bu yerde Sinop Hapishanesi kurulmuştur.

II. Meşrutiyetin kurulmasından sonra Sinop Cezaevine siyasi mahkûmlar getirilmiştir. Cumhuriyet döneminde de hapishane olarak kullanılmış ve bu durum 1997 yılına kadar sürmüştür. Hapishanede Türkiye’de ilk kez bir uygulama yapılmış, mahkûmların birer sanata yönelmesi için çalışılmıştır. Bunun için içeride atölyeler kurulmuştur. Mahkûmların yaptığı küçük sanat eserlerinin satılması ile de onlara maddi olanaklar sağlanmıştır.

Sinop cezaevinin bir özelliği de birçok fikir suçlusu ve yazarın burada mahkûm olarak bulunmasıdır.

Sonraki dönemlerde Bölge Kapalı Cezaevi ve Çocuk Islah Evi olan kale ve buradaki cezaevi yapısı ile Askerlik Şubesinin boşaltılmasından sonra 1999’da Kültür Bakanlığı’na tahsis edilmiştir. Kültür Bakanlığı’nın yapmış olduğu restorasyon çalışmalarından sonra kale Kültür Merkezine dönüştürülmüştür. Günümüzde Kültür Kompleksi olan kalede sosyal etkinlikler alanı düzenlenmiş, galeriler, Konferans Salonu, Tanıtım Salonu, Satış Reyonu, Kafeterya gibi kültürel mekânlar yapılmıştır.

Sinop Cezaevinde, Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Ahmet Bedevi Kuran, Refi Cevat Ulunay, Hüseyin Hilmi, Burhan Felek, Osman Celal Kaygılı, Celal Zühtü Benneci, Sabahattin Ali ve Necip Fazıl Kısakürek, Kerim Korcan, Osman Deniz, Zekeriya Sertel hapis ve sürgün olarak kalmışlardır.


 
Boyabat Pirinci

Boyabat'da yıllardan beri Serpme ekim yöntemi kullanılmakdadır.
Daha önce ön çimlendirmeye alınmış çeltik tohumları,suyla doldurulmuş ve taban geçirilerek düzenlenmiş ve suyu bulandırılmış bizim deyimimzle (keşenlenmiş) bölgelere elle serpilir.

Bulanık suda dibe çökme ile tohumların üzerinde 0,5-2 cm kalınlıkda bir mil tabakası oluşur 5-6 gün sonra tarladaki su boşaltılır.

Tarla 5-6 gün susuz bırakılır. Böylece genç çeltik bitkileri toprağa tutunup köklerini salar ve ilk yapraklarını verirler.

Bu sırada tarla içerisindeki alçak kısımlarda su birikintisi,bitkinin tutunmasını engeller,kurumalar ise susuz kalarak ölmelerine neden olur.

Bu durum tarlanın iyi tesviye edilip edilmemesine bağlıdır.

Bitkilerin toprağa tutunması sağlanarak tarlaya yeniden su verilir.

İlk suyun kalınlığı bir kaç cm kadardır.Genç bitkiler büyüdükce su yüksekliğide artdırılır.

Çeltiğin önemli bakım işlerinden biride yabancı otlarla mücadele etmektir.

Çeltik tarlalarında bol su,besin maddeleri ve uygun sıcaklık bulan,yabancı otlar yoğun biçimde gelişirler. Bu otlara karşı mücadele edilmediğinde verim önemli ölçüde düşebilir.

Hasat zamanı tarlalar orakla çalışanın batmadan çalışabileceği sertlikde olmalıdır.

Orakla biçilen demetler 4-5 gün tarla içerisinde bırakılarak kurumaları sağlanır.
Sonra bu çeltik demetleri batöz-harman makinasının bulunduğu yere taşınır.

Rutubet oranının yüksekliği,saplarda kızışmaya neden olacağından gerekli tebdirler alınmalı,örneğin sap yığınları küçük tutulmalıdır.

Harman makinaları bünyesinde çeltik ayrım işleri yapıldıkdan sonra çeltik taneleri belli bir süre kurutularak çuvallara konularak çeltik fabrikalarına getirilerek çeltik kabuklarını terk ederek pirinç tanecikleri meydana çıkar.

Böylece sofralarımız vazgeçilmez bereketli ürünümüzü elde etmiş oluruz.

Bu haber 9090 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

81 İLİMİZ

Manisa'nın Neyi Meşhur?

Manisa'nın  Neyi Meşhur? Sard Antik Kenti ,Mesir Macunu ,Spil Dağı Milli Parkı ,Üzüm ve Tütün Üretimi ,Soma’nın Linyiti ,Ağlayan Kaya, Murad...

Van'ın Neyi Meşhur?

Van'ın Neyi Meşhur? Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü ,Hoşap Kalesi, Muradiye ve Bendimahi Şelaleleri

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Web Sitemizi Beğendiniz mi?





Tüm Anketler

NAMAZ VAKTİ

Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.© 2010 www.sifanur.com